Posts
hatırlamak

dolu dopdolu otobüslere binmiş olanlarınız hatırlar belki. bir akbil uzatma olayı vardır. siz arka kapıdan biner ve akbili önlere uzatırsınız ve o akbil nasıl olursa olur size mutlaka geri döner. bumerang gibin.

üniversite yıllarının bir kısmını günde 6 kez otobüse binen ve bunların çoğunda akbili önlere uzatmak amacıyla uzak diyarlara yollayan ben, sevgili akbilimi hiç kaybetmedim. her seferinde bana geri döndü.

dünyanın neresinde böyle bir şey var bilmiyorum.

hatta dünyanın neresinde işyerinde bir şey yediğinde içinde bulunduğu dörtlü gruba ve hatta çevredeki dörtlü gruplara “psstt, ister misiniz?” diye soran, yemeğin parasını ödemek için birbirine giren, iş toplantılarına bile birbirlerine sarılarak, yanaklara öpücük kondurarak başlayan (yanaktan yanağa elbette), işini yapması gerektiği şekilde yaptığı için ödüllendirilen insanların olduğu neresi var?

bir çoğunuzun daha süper örnekleri olduğuna inanıyorum. ama kısa kesmeli.

velhasıl bizim ülkemiz ilginç bir ülke. duygularıyla düşünen yaşayan insanların ülkesi.

ve böyle bir ülkede, iş yaşamına ilginç bir disiplinle ve sorumluluk duygusuyla atılan ben, ilk aylarımı delirerek geçirmiştim. “nasıl yapmazlar ya, yapmak zorundalar”; “ellerinde dokümanlar var işte, niye okumuyorlar, her şey orada yazıyor”, “mail’e nasıl cevap vermezler” cümlecikleriyle dolu ilk aylarda anladım ki bambaşka bir dünyada yaşıyorum. mars filan da değil. daha da uzaklar… neyseki bir şekilde toparlandım ama dönem dönem hala deliriyorum.

bir de çalıştığım sektör de pazarlama… daha da duygusal…

bu yazının bir amacı var mı? yok.

sadece kendime bunu hatırlatmam lazım; bizim insanımızın farklı olduğunu ve dolayısıyla bizim pazarlamamızın da farklı bir bakış açısı gerektirdiğini… sadece hatırlamam ve hatırlatmam…

Leave a Reply